
Alice koştu bir tavşanın peşinden
papyonlu ve aceleci
Uzun kulaklarının rüzgarda bıraktığı izden
zamanın yuttuğu sözcüklerinin ardından
O da yetişmek istedi
bir masaya
çok şey vaad etmeyen
yuvarlak, kurabiye kokularının salındığı masaya
yolu bilmeden koştu Alice peşinden
ardında olmalıydı bir şeyin
en azından sanmalıydı
sandı..
kapılardan geçmeliydi
uygun kapılardan, büyümek istediğinde
ki yine sandı alice büyümesi gerektiğini, küçüldü kapılar
küçülmek istediğinde yine sandı ki alice küçülmesi gerekiyordu, kapılar çok büyüdü
büyük kapılardan geçti Alice küçücük kalarak, görünmeyerek, yok olmasına ramak kalarak...
sandı ki Alice böylesi en iyisiydi, kapıdan geçmişti...
Renkli mantarların bahçesinde dinledi türlü ezgileri birileri ona fısıldadı duymak istediğini sandığı ezgileri
Alice sandığı herşeyi bulabiliyordu, Alice Alice Alice sandığı herşeyi buluyordu, sandığı herşey onu buluyordu
Alice ardındaydı bişeyin
izlerini kaybettiği şeyin izindeydi
Bir solukta yıkılacak biri yerde biri gökte iki başlı kraliçenin süvarileri hiç soluk alınmadığından yıkılmadan duruyorlardı
Duvarın üzerindeyse Alice bulduğunu sandı
bir yumurtanın aşağı fırlattığı sözcüklerinin altında
Alice sandı, sözcükler ardında olduğu şeyin iziydi
Oysa yumurta sözcüklerinin peşi sıra duvardan düşmekteydi
Alice Alice...
Sadece sandı, ardında olduğu tat bir çaya batırılmış, kraliçenin olmayan dilinin üzerinde olmayan bir tat bırakarak eriyordu, zaman olmayanı var etmeye yetmiyordu!
Alice zamanın peşinde zamanın tüm izlerini kaybetti
Oysa zaman Alice’in sandıklarını var etmeye yetmedi
Çaya batırılmış bir kurabiyenin akreple yelkovanın dişsiz ağzında çürüyüşü gibi Alice çürüdü.
Sözcükler peşinden gelmediler...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder